bAlikliGol

bAlikliGol



Balıklı Göl'ün hikâyesi
Harran Ovası'nın bereketli topraklarından sonra en fazla gelir getirebilecek, ancak nedense tanıtımının yapılmadığı Halil-ür Rahman ya da yaygın adıyla Balıklı Göl'ün efsanesine...

Üç büyük dinin de tanıdığı İbrahim Peygamber, inanışlara göre bu topraklarda doğdu. Bir gün baş kâhin, Kral Nemrut'a gelir ve o yıl doğacak bir çocuğun putperestliği ortadan kaldıracağını ve kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine kral, o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut'un askerlerinden olan Azer, karısı Nuna Hatun hamile olduğundan, onu kale yakınlarındaki bir mağaraya gizler.

Nuna Hatun, oğlu İbrahim'i doğurduktan sonra, onu mağarada bırakarak eşinin yanına döner. Bir rivayete göre Hazreti İbrahim kendi baş parmağını emer ve parmağından gelen sütle beslenir, bir başka rivayete göre de bir ceylan onu emzirir.
Büyüdüğünde babasının yanında yerini alır. Fakat onların inandığı putlara değil, dünyadaki her şeyin yaratıcısı olduğuna inandığı tek Tanrı'ya tapar. Bu uğurda babasının ve tabii ki Kral Nemrut'un da taptığı putları kırar. Nemrut bu olaya çok sinirlenir ve İbrahim'in öldürülmesini emreder. O gün ülkede yemek için dahi olsa ateş yakılması yasaklanır, bütün odunlar toplanır ve büyük bir ateş yakılır.

Hazreti İbrahim Urfa kalesinin burçlarında hazırlanan mancınığa konularak bugün Balıklı Göl'ün (Halil-ür Rahman Gölü de deniliyor) olduğu yere atılır. Bu sıra Tanrı buyruğuyla ateş suya, odunlar balığa dönüşür. Hazreti İbrahim ise

Balıklı Göl'ün hemen yakınındaki gül bahçesine düşer. Yine bir rivayete göre sevgilisi olduğu söylenen (ya da Hz. İbrahim'e inanan tek kişi) ve aynı zaman kralın kızı olan Zeliha da kendini İbrahim Peygamber'in arkasından atar ve hemen Balıklı Göl'ün arkasında Ayn-ı Zeliha Gölü oluşur. Başka bir deyişe göre de, Ayn-ı Zeliha Gölü, arkasından ağlayan kral kızı Zeliha'nın gözyaşlarından doğmuştur.

# Enviado el martes 05 de mayo de 2009 12:04

SaNLIUrfA

SaNLIUrfA


Bilinen tarihi Milattan Önce 5 bin ile 8 bin yıllarına kadar uzanıyor. Yapılan her arkeolojik kazıdan yeni bilgiler çıkıyor. Sanki baktığınız her yön, her taş size bir şeyler anlatıyor. Günlük hayattan hobilere, işyerlerinden arkeolojik yerleşkelere kadar Şanlıurfa sanki, “Bunlar sadece bende var!” diye bağırıyor. İnsan sadece hayranlık duyabilir bu kente.


Hangi nedenle olursa olsun kente ilk gelenlerin ilk uğradıkları yer kuşkusuz Balıklıgöl. Gölün civarı gönüllü rehberlerle sarılmış, herkes yardım etmeye çok hazır. Kent tüm ilçeleriyle birlikte tarih olmasına rağmen sanki sınır Balıklıgöl'le çizilmiş gibi. Su yollarının hemen arkasında her birinin ayrı öyküleri olan mağaralar başlıyor. Her dinden insan için özel bir yer Şanlıurfa. Meşhur Arap tarihçisi Ebul Faraç'a göre Şanlıurfa, Nuh Tufanı'ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisi. Hz. Adem'in çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölgenin “Peygamberler Şehri” olarak anılması boşuna değil. Hatta Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın mendilinin Şanlıurfa'da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişler. Balıklıgöl'ün hemen ardından ikinci durak genellikle Eyyübiye'ye kadar uzanan Haşemi Çarşısı oluyor. Dar sokakların her biri mesleklere göre ayrılmış. Gerçi bakırcılar sokağında her ne kadar alüminyum ve çelik tencereler satılsa da hala geleneksel üretim de devam ediyor. Dar geçitlerden ilerlerken bir süre sonra yönünüzü kaybediyorsunuz; tam “çok yoruldum” derken birdenbire karşınıza bir kahvehane çıkıveriyor. Tavla ve kağıt oyunlarına rastlamak çok zor, hemen hemen herkes domino oynuyor bu kahvehanelerde. Hemen hatırlatalım, Şanlıurfa'da içtiğiniz kahvenin tadını başka bir yerde bulmanız çok zor. İki dakikada yapılan kahvelerden değil Şanlıurfa'nın kahvesi. Uzun uzun pişirilen kahve tam tiryakilere göre.

# Enviado el martes 05 de mayo de 2009 11:47

Modificado el martes 05 de mayo de 2009 12:27